|
|
İBRETLİK HABERLER | |
|
|
||
Marble Marine (marble21)
Kayıt: 2008-02-22 (14:00)
Mesaj: 87
Mesaj: 87
Subayların işkencesi sekiz yıl sonra belgelendi
13/10/2008
Hırsızlık iddiasıyla gözaltına alınan köylülere jandarmada yılan, çuval ve elektrikle işkence yapıldığı mahkeme kararıyla belgelendi. Üç subay 2’şer yıl hapse çarptırıldı.
BURDUR'un Bucak İlçesi'nde büyükbaş hayvan çaldıkları iddiasıyla gözaltına alınan 17 köylüden Ali Macit, Tahir Yıldız, Salih Duran ve Yunus Gürbüz'ün jandarmada işkence gördükleri gerekçesiyle açtığı dava 8 yıl sonra sonuçlandı. İşkence yaptıkları belirlenen 3 subay 2'şer yıl hapis, 1'er yıl da kamu hizmetinden mahrumiyet cezasına çarptırıldı. Akıl ve beden sağlığı sorunları yaşadıklarını söyleyen köylüler, bu cezanın gördükleri işkencenin karşılığı olamayacağını belirterek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gideceklerini kaydetti.
Bucak'ın Karaaliler Köyü'nde oturan 2 kardeşe ait büyükbaş hayvanları çalma suçlamasıyla 2000 yılı Mart ayında gözaltına alınan 17 köylüden 4'ü, jandarma karakolunda işkence gördükleri iddiasıyla mahkemeye başvurdu. 8 yıl sonra sonuçlanan davada mahkeme, sanıklardan Bucak Jandarma Bölük Komutanı Jandarma Astsubay Başçavuş Hikmet Batur ile Jandarma Astsubay Başçavuş Sedat Şükrü Anafarta ve Jandarma Astsubay Başçavuş Mustafa Turguz'u hırsızlık zanlılarına işkence yaptıkları gerekçesiyle 2'şer yıl hapis, 1'er yıl da kamu hizmetinden mahrumiyet cezasına çarptırdı. İşkence mağduru köylüler Tahir Yıldız, Salih Duran ve Yunus Gürbüz akıl ve beden sağlıklarının bozulması nedeniyle zor günler geçirirken, vücuduna elektrik verildiği iddia edilen Ali Macit dava sürerken öldü. Bucak'ın Heybeli Köyü'nde oturan 57 yaşındaki Salih Duran, yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Yapmadığımız bir işten gözaltına alındık. Bize Jandarma Karakolu'nda 17 gün işkence yaptılar, bir hafta ekmek ve yemek vermediler, küfürün her türlüsü yapıldı. Kafama ve ayaklarımın altına coplar ile vuruldu, kafama poşetler geçirildi. Anadan doğma soyularak kış gününün o soğuğunda üzerimize soğuk sular döküldü. İşkence süresince her gün defalarca ölüp ölüp dirildik.”
Akli dengesi bozulan Salih Duran'ın, Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde tedavi gördükten sonra evine döndüğünde de en basit işleri bile tek başına yapamadığını söyleyen eşi Zeynep Duran, “Gözaltı sürecinde 17 gün bana gösterilmedi. Tutukluluk halinden sonra ruh ve sinir hastası oldu. Hala zaman zaman Manisa ve çeşitli hastanelerde tedavi ettiriyorum. İşkenceyi yapanlar kaç ailenin ocağına ateş düşürdü. Aldıkları 2 yıl ceza, 17 kişinin ailesinin sağlığını ve onurunu kurtaracak mı” dedi.
İŞKENCE GÖRDÜK
Karaaliler Köyü'nden Tahir Yıldız ise “Gözaltında bulunduğumuz günlerde insanlığa yakışmayacak işkenceler gördük. İşkence, 3 ve 4'üncü gün daha da arttı. Başıma poşet geçirilip burnum sıkılarak nefessiz bırakıldım, anadan doğma soyulduk, üzerimize soğuk su tutuldu. Makatıma defalarca cop soktular, gözlerimiz bağlı ifadeler alındı ve imzalattırıldı. Gözlerimiz bağlı olduğu için arada sorguya giren değişik kişilerden kimin işkence yaptığını bilmiyoruz” diye konuştu. İşkencecileri mahkemeye verdikten sonra defalarca tehdit edildiğini, evinin ve arabasının silah ile tarandığını söyleyen Yıldız, “Verilen ceza çok az. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne de dava açacağız” dedi. (dha)
Kaynak : http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&ArticleID=903156&Date=14.10.2008&CategoryID=77ı"..",,-1,0,,,,
13/10/2008
Hırsızlık iddiasıyla gözaltına alınan köylülere jandarmada yılan, çuval ve elektrikle işkence yapıldığı mahkeme kararıyla belgelendi. Üç subay 2’şer yıl hapse çarptırıldı.
BURDUR'un Bucak İlçesi'nde büyükbaş hayvan çaldıkları iddiasıyla gözaltına alınan 17 köylüden Ali Macit, Tahir Yıldız, Salih Duran ve Yunus Gürbüz'ün jandarmada işkence gördükleri gerekçesiyle açtığı dava 8 yıl sonra sonuçlandı. İşkence yaptıkları belirlenen 3 subay 2'şer yıl hapis, 1'er yıl da kamu hizmetinden mahrumiyet cezasına çarptırıldı. Akıl ve beden sağlığı sorunları yaşadıklarını söyleyen köylüler, bu cezanın gördükleri işkencenin karşılığı olamayacağını belirterek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gideceklerini kaydetti.
Bucak'ın Karaaliler Köyü'nde oturan 2 kardeşe ait büyükbaş hayvanları çalma suçlamasıyla 2000 yılı Mart ayında gözaltına alınan 17 köylüden 4'ü, jandarma karakolunda işkence gördükleri iddiasıyla mahkemeye başvurdu. 8 yıl sonra sonuçlanan davada mahkeme, sanıklardan Bucak Jandarma Bölük Komutanı Jandarma Astsubay Başçavuş Hikmet Batur ile Jandarma Astsubay Başçavuş Sedat Şükrü Anafarta ve Jandarma Astsubay Başçavuş Mustafa Turguz'u hırsızlık zanlılarına işkence yaptıkları gerekçesiyle 2'şer yıl hapis, 1'er yıl da kamu hizmetinden mahrumiyet cezasına çarptırdı. İşkence mağduru köylüler Tahir Yıldız, Salih Duran ve Yunus Gürbüz akıl ve beden sağlıklarının bozulması nedeniyle zor günler geçirirken, vücuduna elektrik verildiği iddia edilen Ali Macit dava sürerken öldü. Bucak'ın Heybeli Köyü'nde oturan 57 yaşındaki Salih Duran, yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Yapmadığımız bir işten gözaltına alındık. Bize Jandarma Karakolu'nda 17 gün işkence yaptılar, bir hafta ekmek ve yemek vermediler, küfürün her türlüsü yapıldı. Kafama ve ayaklarımın altına coplar ile vuruldu, kafama poşetler geçirildi. Anadan doğma soyularak kış gününün o soğuğunda üzerimize soğuk sular döküldü. İşkence süresince her gün defalarca ölüp ölüp dirildik.”
Akli dengesi bozulan Salih Duran'ın, Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde tedavi gördükten sonra evine döndüğünde de en basit işleri bile tek başına yapamadığını söyleyen eşi Zeynep Duran, “Gözaltı sürecinde 17 gün bana gösterilmedi. Tutukluluk halinden sonra ruh ve sinir hastası oldu. Hala zaman zaman Manisa ve çeşitli hastanelerde tedavi ettiriyorum. İşkenceyi yapanlar kaç ailenin ocağına ateş düşürdü. Aldıkları 2 yıl ceza, 17 kişinin ailesinin sağlığını ve onurunu kurtaracak mı” dedi.
İŞKENCE GÖRDÜK
Karaaliler Köyü'nden Tahir Yıldız ise “Gözaltında bulunduğumuz günlerde insanlığa yakışmayacak işkenceler gördük. İşkence, 3 ve 4'üncü gün daha da arttı. Başıma poşet geçirilip burnum sıkılarak nefessiz bırakıldım, anadan doğma soyulduk, üzerimize soğuk su tutuldu. Makatıma defalarca cop soktular, gözlerimiz bağlı ifadeler alındı ve imzalattırıldı. Gözlerimiz bağlı olduğu için arada sorguya giren değişik kişilerden kimin işkence yaptığını bilmiyoruz” diye konuştu. İşkencecileri mahkemeye verdikten sonra defalarca tehdit edildiğini, evinin ve arabasının silah ile tarandığını söyleyen Yıldız, “Verilen ceza çok az. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne de dava açacağız” dedi. (dha)
Kaynak : http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&ArticleID=903156&Date=14.10.2008&CategoryID=77ı"..",,-1,0,,,,
Mew Re (mewre)
Kayıt: 2008-07-25 (16:10)
Mesaj: 446
Mesaj: 446
yaptıklarııı o kadarrr işkenceninn karşılığııı sadeceee 2 yıl ha?
nasııı insanlarrr warrr akıll mantıkk almıorrrr.
yazıkkk sahıdeennn çokk yazıkkk
nasııı insanlarrr warrr akıll mantıkk almıorrrr.
yazıkkk sahıdeennn çokk yazıkkk
Marble Marine (marble21)
Kayıt: 2008-02-22 (14:00)
Mesaj: 87
Mesaj: 87
Eri intihar ettiren dayağa tazminat 15 Ekim 2008 05:41
Kışlada komutan dayağına dur diyecek karar: AYİM üstü tarafından dövüldükten üç gün sonra intihar eden erin ölümünde komutanları kusurlu buldu.
Mahkeme, Milli Savunma Bakanlığı’nın erin ailesine 36 bin YTL tazminat ödemesine hükmetti
Askerde dayak için Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) örnek bir karara imza attı. AYİM’in kararına konu olay 2005 yılında yaşandı. Ağrı’da askerlik yapan er, acemi birliğinden arkadaşı olan ve askerlik görevini Silopi’de yapan bir başka ere mektup gönderdi. Mektubunda bölük komutanı ve astsubayından yakınan er, her iki komutanı için de “O... çocuğu” ifadesini kullandı. Silopi’ye ulaşan mektubu kontrol eden askeri yetkililer, durumu Ağrı’daki bölük komutanına bildirdiler.
DAYAK HASTANELİK ETTİ
Bu duruma çok sinirlenen bölük komutanı üsteğmen ve bölük astsubayı, mektubu yazan eri feci şekilde dövdüler ve tuvalet temizleme görevi verdiler.
Dayak olayı, aynı gün birkaç kez daha devam etti. Aldığı darbeler nedeniyle yaralanan er, Ağrı Askeri Hastenesi’nde tedavi edildi. Arkadaşına yazdığı mektup nedeniyle dayak yiyen ve mahkemeye verileceğinden korkan er, bu korkusunu bölük arkadaşlarına ve telefonla konuştuğu ağabeyine anlattı. Korkusu daha da artan er, dayak olayından üç gün sonra Genelkurmay Başkanlığı’na, bölük arkadaşlarına ve ailesine mektup yazdıktan sonra, kendisini iple asarak intihar etti. Olayın ardından haklarında dava açılan bölük komutanı üsteğmen ve bölük astsubayı, “asta müessir fiil” suçundan mahkûm oldu.
Askere gönderdi cenazesini aldı
Askere gönderdikleri oğullarının cenazesini teslim alan aile Milli Savunma Bakanlığı’na karşı (MSB) toplam 300 bin YTL’lik tazminat davası açtı. Davayı inceleyen AYİM 2’nci Dairesi ise erin intiharının dayak olayının etkisiyle gerçekleştiğini belirterek, idarenin hizmet kusuru bulunduğunu tespit etti. Davacı aileye, 24 bin YTL maddi, 12 bin YTL manevi olmak üzere toplam 36 bin YTL tazminat ödenmesine hükmeden AYİM, karar gerekçesinde özetle şu hususa dikkat çekti: “...Devlet adına kamu hizmeti yürüten idarenin, bu hizmeti yürütürken kimsenin zarara uğramaması için gerekli özeni göstermesi gerekir.... Komutanların erleri dövmeleri zaafiyet yaratacak bir hizmet kusurudur. Bu durumda erin intiharı, şansi sebeplere bağlanamaz...” dedi.
akşam
Kaynak : http://www.haber7.com/haber/20081015/Eri-intihar-ettiren-dayaga-tazminat.php
Kışlada komutan dayağına dur diyecek karar: AYİM üstü tarafından dövüldükten üç gün sonra intihar eden erin ölümünde komutanları kusurlu buldu.
Mahkeme, Milli Savunma Bakanlığı’nın erin ailesine 36 bin YTL tazminat ödemesine hükmetti
Askerde dayak için Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) örnek bir karara imza attı. AYİM’in kararına konu olay 2005 yılında yaşandı. Ağrı’da askerlik yapan er, acemi birliğinden arkadaşı olan ve askerlik görevini Silopi’de yapan bir başka ere mektup gönderdi. Mektubunda bölük komutanı ve astsubayından yakınan er, her iki komutanı için de “O... çocuğu” ifadesini kullandı. Silopi’ye ulaşan mektubu kontrol eden askeri yetkililer, durumu Ağrı’daki bölük komutanına bildirdiler.
DAYAK HASTANELİK ETTİ
Bu duruma çok sinirlenen bölük komutanı üsteğmen ve bölük astsubayı, mektubu yazan eri feci şekilde dövdüler ve tuvalet temizleme görevi verdiler.
Dayak olayı, aynı gün birkaç kez daha devam etti. Aldığı darbeler nedeniyle yaralanan er, Ağrı Askeri Hastenesi’nde tedavi edildi. Arkadaşına yazdığı mektup nedeniyle dayak yiyen ve mahkemeye verileceğinden korkan er, bu korkusunu bölük arkadaşlarına ve telefonla konuştuğu ağabeyine anlattı. Korkusu daha da artan er, dayak olayından üç gün sonra Genelkurmay Başkanlığı’na, bölük arkadaşlarına ve ailesine mektup yazdıktan sonra, kendisini iple asarak intihar etti. Olayın ardından haklarında dava açılan bölük komutanı üsteğmen ve bölük astsubayı, “asta müessir fiil” suçundan mahkûm oldu.
Askere gönderdi cenazesini aldı
Askere gönderdikleri oğullarının cenazesini teslim alan aile Milli Savunma Bakanlığı’na karşı (MSB) toplam 300 bin YTL’lik tazminat davası açtı. Davayı inceleyen AYİM 2’nci Dairesi ise erin intiharının dayak olayının etkisiyle gerçekleştiğini belirterek, idarenin hizmet kusuru bulunduğunu tespit etti. Davacı aileye, 24 bin YTL maddi, 12 bin YTL manevi olmak üzere toplam 36 bin YTL tazminat ödenmesine hükmeden AYİM, karar gerekçesinde özetle şu hususa dikkat çekti: “...Devlet adına kamu hizmeti yürüten idarenin, bu hizmeti yürütürken kimsenin zarara uğramaması için gerekli özeni göstermesi gerekir.... Komutanların erleri dövmeleri zaafiyet yaratacak bir hizmet kusurudur. Bu durumda erin intiharı, şansi sebeplere bağlanamaz...” dedi.
akşam
Kaynak : http://www.haber7.com/haber/20081015/Eri-intihar-ettiren-dayaga-tazminat.php
Leba Era (leba)
Kayıt: 2008-04-11 (00:19)
Mesaj: 534
Mesaj: 534
daha neleerr var bunlar sadece ortaya cıkanlar...
Banu Özkaya (Lebanu)
Kayıt: 2008-03-27 (13:08)
Mesaj: 15
Mesaj: 15
leba demiş ki:
daha neleerr var bunlar sadece ortaya cıkanlar...
..ya ortaya çıkmayanlar. HEPSİ GİZLİ KAPAKLI YAPILIYOR
VAH VAH... Güzel Türkiyemin düzelmesi ümidiyle
Nejla Kaya (ahunejla)
Kayıt: 2008-04-14 (11:38)
Mesaj: 3
Mesaj: 3
Onlarca tanık var, henüz şüpheli yok
18/10/2008
Engin Çeber’in dövülmesine tanık olan adli mahkûmlar anlattı: Kafasını duvara ve demir havalandırma kapısına defalarca vurdular, yerde kasılıyor, horultu şeklinde sesler çıkarıyordu
İSTANBUL - Ferhat Gerçek’in dergi dağıtırken polis kurşunuyla felç olmasını protesto gösterisinde gözaltına alınıp tutuklanan Engin Çeber’in avukatları, görevden alınan gardiyanların tutuklanmaları yönündeki taleplerinin savcılık tarafından ‘henüz şüpheli yok’ denilerek reddedildiğini belirtti. Avukat Oya Aslan, sayıma katılan ve Çeber’i döven gardiyanların belli olduğunu, teşhis edildiğini belirterek, ölümün söz konusu olduğu bir soruşturmada tutuklanmaları gerektiğini söyledi. Bu arada gardiyanların görevden alınmasından sonra Metris Cezaevi’ndeki tutuklu ve hükümlülerin ifadelerine başvuruldu. Tanıklar Çeber’in nasıl amansızca dövüldüğünü anlattı.
Çeber, 28 Eylül’de gözaltına alınıp önce İstinye Polis Karakolu, ardından da tutuklandığı Metris Cezaevi’nde gördüğü kötü muamele sonucu yaşamını yitirmişti. Çeber’in beyin ölümü 9 Ekim’de gerçekleşmiş, ertesi gün de yaşamını yitirmişti. Bundan dört gün sonra Çeber’le birlikte gözaltına alınan iki arkadaşı şiddet uygulayan gardiyanları teşhis etti. 15 Ekim’de Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin 19 gardiyanın görevden alındığını duyurdu.
İşkenceye tanık oldular
Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı’nın ‘gizlilik kararı’ alarak yürüttüğü soruşturma kapsamında, cezaevindeki tanıklar ‘gardiyanlar görevdeyken baskı altında ifade vermiş olabilirler’ diye önceki gün yeniden dinlendi. Tanıklar ilk ifadelerinde Çeber’in nasıl öldürüldüğünü şöyle anlattı:
“... yine ‘niye kalkmadın’, ‘kalkmam’ diye sesler ve tokat sesleri duydum. Islaktı üzerileri ıslaktı, yine bir şey sormadım tahminime göre dayak yemişlerdi.. bu yaklaşık 3-4 dakika sürdü....”
Bir başka anlatım şöyle: “7 Ekim sabah sayımında koğuşa yaklaşık 10-15 cezaevi görevlisi geldi, Engin sayımda ayağa kalkmayınca bir tanesi yumrukla ensesine vuruyordu, diğer biri de suratından tutarak iki üç kez kafasının arkasını başka özelliği olmayan koğuş duvarına bir kez de koğuş havalandırma demir kapısına vurdu. ... aşağıya indiğimde Engin koğuşun içinde havlandırma kapısı önünde sırtüstü yatıyordu, elini kolunu vücudunu sıkıyordu kasıyordu, horultu şeklinde sesler çıkarıyordu...”
Engin Çeber’in avukatı Oya Aslan, idari görevlerinden alınan gardiyanların tutuklanmasını talep ettiklerini ancak kabul edilmediğini belirterek, “Ortada bir ölüm var. Tutuklama talebinde bulunduk. Ancak ‘henüz şüpheli yok, kimi tutuklayalım’ cevabını aldık. ‘Delil toplanıyor, sonra şüpheliler belli olacak’ denildi.
Gardiyanların listesi var
Oysa cezaevinde sayım sırasında, geçici koğuşta bulunan ve günlük sayım yapan gardiyanların listesi belli. Yani şüpheliler aslında belli. Gerekli kamera kayıtları da mevcut. Ancak savcılık henüz şüphelinin olmadığını söylüyor. Teşhis de yapıldı. Şüpheliler ortada.”
Engin Çeber ve onunla birlikte gözaltına alınan üç kişinin İstinye Polis Karakolu’nda dövülmesiyle ilgili olarak Sarıyer Cumhuriyet Savcılığı’nın 19 polisle ilgili soruşturması sürüyor. Soruşturma kapsamında ifadesi alınan polisler, Çeber ve arkadaşlarının kendilerine direndiğini bu nedenle ‘kademeli ve orantılı’ güç kullandıklarını söylemişti. Polislerin ifade tutanaklarındaki imla hatalarının bile aynı oluşu, ifadelerin ‘kes-yapıştır’ yöntemiyle kopyalandığını ortaya koydu.
Avrupa’da da özür dilenirdi
Türkiye’de bir toplantıya katılan Avrupa Konseyi uzmanı Bertel Osterdal da Çeber’in ölümünün ardından hükümetin duyarlı yaklaştığını belirterek, “Avrupa’daki hangi ülkede yaşansa, orada da hükümetin tepkisi aynı olurdu ve bakan özür dilerdi” diye konuştu.
Bildik bir yaklaşım:Münferit bir olay
Adalet Bakanı Şahin işkenceyle ilgili özür dilerken, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Nizamettin Kalaman’dan çok bildik bir açıklama geldi. “Böyle bir şeyi kurumsal olarak kabul edemeyiz. Bu, münferit bir olaydır” diyen Kalaman, şunları söyledi: “Engin Çeber olayında kurumsal bir işkencenin söz konusu olması mümkün değil. Böyle bir şeyi kurumsal olarak kabul edemeyiz. Bu, münferit bir olaydır. Bunu bütün kuruma, bütün personele yaymak doğru değildir. Birkaç memurun duyarsızlığından kaynaklanan, asla tasvip edilmesi mümkün olmayan bir olaydır. Bir insanın o günkü psikolojisi böyle bir sonucu doğurabilir. Onu da önlemek çok mümkün değil. Yaptığımız eğitimlerle bunları sıfır noktasına getirmek zorundayız. Cezaevinde işkencenin adını bile ettirmememiz lazım.” Ancak son Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı’nın raporuna göre son bir yılda cezaevlerindeki hak ihlallerinde büyük artış yaşandığı belirtilmişti.
Şahin:Karakol safhası da aydınlatılacak
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin dün İstanbul’da gazetecilerin sorularını yanıtladı ve şöyle dedi: “Adalet Bakanlığı’nın sorumluluğu ceza infaz kurumlarındaki olumsuz eylemlerle ilgili. Önceki safha emniyeti ilgilendiriyor. İçişleri Bakanı Beşir Atalay müfettiş görevlendirdi. Sarıyer Cumhuriyet Savcılığı’nda karşılıklı iddialarla ilişkili müracaatlar var ve soruşturma yapılıyor. İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin soruşturmalarını tamamlamaları sonrasında önceki vaka ile ilgili gelişmeler de ortaya çıkacaktır. Metris Cezaevi safhasıyla ilgili konuyu birkaç gün önce kamuoyu ile paylaştım. Henüz raporlarını tanzim etmediler. Ön rapordu o biliyorsunuz, 19 kişi açığa alınmıştı. Soruşturma devam ediyor, henüz rapor bize ulaşmadı. (Bir gardiyanın başka suçtan iki buçuk yıl hapis yatmasıyla ilgili) Adalet Bakanlığı müfettişlerimiz bu konuyu da ayrıca inceliyorlar. Rapor geldikten sonra konuyu sizlerle paylaşırım, henüz gelmedi.” (Radikal)
unutmadan kaynağı da bu : http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&ArticleID=903992&Date=18.10.2008&CategoryID=77
18/10/2008
Engin Çeber’in dövülmesine tanık olan adli mahkûmlar anlattı: Kafasını duvara ve demir havalandırma kapısına defalarca vurdular, yerde kasılıyor, horultu şeklinde sesler çıkarıyordu
İSTANBUL - Ferhat Gerçek’in dergi dağıtırken polis kurşunuyla felç olmasını protesto gösterisinde gözaltına alınıp tutuklanan Engin Çeber’in avukatları, görevden alınan gardiyanların tutuklanmaları yönündeki taleplerinin savcılık tarafından ‘henüz şüpheli yok’ denilerek reddedildiğini belirtti. Avukat Oya Aslan, sayıma katılan ve Çeber’i döven gardiyanların belli olduğunu, teşhis edildiğini belirterek, ölümün söz konusu olduğu bir soruşturmada tutuklanmaları gerektiğini söyledi. Bu arada gardiyanların görevden alınmasından sonra Metris Cezaevi’ndeki tutuklu ve hükümlülerin ifadelerine başvuruldu. Tanıklar Çeber’in nasıl amansızca dövüldüğünü anlattı.
Çeber, 28 Eylül’de gözaltına alınıp önce İstinye Polis Karakolu, ardından da tutuklandığı Metris Cezaevi’nde gördüğü kötü muamele sonucu yaşamını yitirmişti. Çeber’in beyin ölümü 9 Ekim’de gerçekleşmiş, ertesi gün de yaşamını yitirmişti. Bundan dört gün sonra Çeber’le birlikte gözaltına alınan iki arkadaşı şiddet uygulayan gardiyanları teşhis etti. 15 Ekim’de Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin 19 gardiyanın görevden alındığını duyurdu.
İşkenceye tanık oldular
Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı’nın ‘gizlilik kararı’ alarak yürüttüğü soruşturma kapsamında, cezaevindeki tanıklar ‘gardiyanlar görevdeyken baskı altında ifade vermiş olabilirler’ diye önceki gün yeniden dinlendi. Tanıklar ilk ifadelerinde Çeber’in nasıl öldürüldüğünü şöyle anlattı:
“... yine ‘niye kalkmadın’, ‘kalkmam’ diye sesler ve tokat sesleri duydum. Islaktı üzerileri ıslaktı, yine bir şey sormadım tahminime göre dayak yemişlerdi.. bu yaklaşık 3-4 dakika sürdü....”
Bir başka anlatım şöyle: “7 Ekim sabah sayımında koğuşa yaklaşık 10-15 cezaevi görevlisi geldi, Engin sayımda ayağa kalkmayınca bir tanesi yumrukla ensesine vuruyordu, diğer biri de suratından tutarak iki üç kez kafasının arkasını başka özelliği olmayan koğuş duvarına bir kez de koğuş havalandırma demir kapısına vurdu. ... aşağıya indiğimde Engin koğuşun içinde havlandırma kapısı önünde sırtüstü yatıyordu, elini kolunu vücudunu sıkıyordu kasıyordu, horultu şeklinde sesler çıkarıyordu...”
Engin Çeber’in avukatı Oya Aslan, idari görevlerinden alınan gardiyanların tutuklanmasını talep ettiklerini ancak kabul edilmediğini belirterek, “Ortada bir ölüm var. Tutuklama talebinde bulunduk. Ancak ‘henüz şüpheli yok, kimi tutuklayalım’ cevabını aldık. ‘Delil toplanıyor, sonra şüpheliler belli olacak’ denildi.
Gardiyanların listesi var
Oysa cezaevinde sayım sırasında, geçici koğuşta bulunan ve günlük sayım yapan gardiyanların listesi belli. Yani şüpheliler aslında belli. Gerekli kamera kayıtları da mevcut. Ancak savcılık henüz şüphelinin olmadığını söylüyor. Teşhis de yapıldı. Şüpheliler ortada.”
Engin Çeber ve onunla birlikte gözaltına alınan üç kişinin İstinye Polis Karakolu’nda dövülmesiyle ilgili olarak Sarıyer Cumhuriyet Savcılığı’nın 19 polisle ilgili soruşturması sürüyor. Soruşturma kapsamında ifadesi alınan polisler, Çeber ve arkadaşlarının kendilerine direndiğini bu nedenle ‘kademeli ve orantılı’ güç kullandıklarını söylemişti. Polislerin ifade tutanaklarındaki imla hatalarının bile aynı oluşu, ifadelerin ‘kes-yapıştır’ yöntemiyle kopyalandığını ortaya koydu.
Avrupa’da da özür dilenirdi
Türkiye’de bir toplantıya katılan Avrupa Konseyi uzmanı Bertel Osterdal da Çeber’in ölümünün ardından hükümetin duyarlı yaklaştığını belirterek, “Avrupa’daki hangi ülkede yaşansa, orada da hükümetin tepkisi aynı olurdu ve bakan özür dilerdi” diye konuştu.
Bildik bir yaklaşım:Münferit bir olay
Adalet Bakanı Şahin işkenceyle ilgili özür dilerken, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Nizamettin Kalaman’dan çok bildik bir açıklama geldi. “Böyle bir şeyi kurumsal olarak kabul edemeyiz. Bu, münferit bir olaydır” diyen Kalaman, şunları söyledi: “Engin Çeber olayında kurumsal bir işkencenin söz konusu olması mümkün değil. Böyle bir şeyi kurumsal olarak kabul edemeyiz. Bu, münferit bir olaydır. Bunu bütün kuruma, bütün personele yaymak doğru değildir. Birkaç memurun duyarsızlığından kaynaklanan, asla tasvip edilmesi mümkün olmayan bir olaydır. Bir insanın o günkü psikolojisi böyle bir sonucu doğurabilir. Onu da önlemek çok mümkün değil. Yaptığımız eğitimlerle bunları sıfır noktasına getirmek zorundayız. Cezaevinde işkencenin adını bile ettirmememiz lazım.” Ancak son Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı’nın raporuna göre son bir yılda cezaevlerindeki hak ihlallerinde büyük artış yaşandığı belirtilmişti.
Şahin:Karakol safhası da aydınlatılacak
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin dün İstanbul’da gazetecilerin sorularını yanıtladı ve şöyle dedi: “Adalet Bakanlığı’nın sorumluluğu ceza infaz kurumlarındaki olumsuz eylemlerle ilgili. Önceki safha emniyeti ilgilendiriyor. İçişleri Bakanı Beşir Atalay müfettiş görevlendirdi. Sarıyer Cumhuriyet Savcılığı’nda karşılıklı iddialarla ilişkili müracaatlar var ve soruşturma yapılıyor. İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin soruşturmalarını tamamlamaları sonrasında önceki vaka ile ilgili gelişmeler de ortaya çıkacaktır. Metris Cezaevi safhasıyla ilgili konuyu birkaç gün önce kamuoyu ile paylaştım. Henüz raporlarını tanzim etmediler. Ön rapordu o biliyorsunuz, 19 kişi açığa alınmıştı. Soruşturma devam ediyor, henüz rapor bize ulaşmadı. (Bir gardiyanın başka suçtan iki buçuk yıl hapis yatmasıyla ilgili) Adalet Bakanlığı müfettişlerimiz bu konuyu da ayrıca inceliyorlar. Rapor geldikten sonra konuyu sizlerle paylaşırım, henüz gelmedi.” (Radikal)
unutmadan kaynağı da bu : http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&ArticleID=903992&Date=18.10.2008&CategoryID=77